Niye Ağaçları Kesmemeliyiz: Yeni Başlayanlar İçin ÇEVRE BİLİNCİ 101 Dersi

agaclar

Haziran ayında İstanbul Gezi Olayları ile başlayan ağaç kesme protestoları Ankara’da ODTU ormanından otoban geçirilmesiyle patlak veren yürüyüşlerle devam ediyor. Bu gösterilerin ağaç kesmekten başka içeriklere de sahip olduğunu hepimiz biliyoruz ama ben şu anda neden ağaçlar kesilmemeli kısmıyla ilgileniyorum.

Dedim ya Çevre Bilinci 101 Dersi….öyleyse AĞAÇ nedir ve ne yapar diye söze başlamak gerekiyor. Ağaç, tek gövdesi bulunan, beslenmeyi ana ve yan köklerden alan 4-5 m boyundaki odunsu bitkidir. FOTOSENTEZ yapar. Fotosentez demek havadaki CO2 in  iyi amaçlar için kullanılması demektir. Yani aslında bizim kirlettiğimiz havayı bitkiler, ağaçlar temizler.

Ağacın daha doğrusu yeşilin yararlarını hızlı bir şekilde kavramaya yönelik birkaç istatistiki bilgi vermek istiyorum:

– Karada yaşayan bitkiler tarafından her yıl atmosfere 140,9 milyar ton oksijen kazandırılır. Bunun yaklaşık %66″sı (93 milyar ton) ağaçlardan gelir.

– Bir ladin ormanı, çıplak toprağa kıyasla yüzeysel su akışını 15-17 kat, erozyonu da 350 kat azaltır. Toprak altı suyunu da %100 çoğaltır.

– Bir hektarlık orman alanı, rüzgar hızını %50 azaltarak zararlarından korur.

– Endüstri kentlerinde yaşayan insanlar, 1 metreküp havada 500,000 tane is, toz ve parçacık solurlar. Bu rakam açık alanlarda 5,000’e düşer. 1 m3 orman havasında ise yalnızca 500 adet parçacık vardır. Orman havası, kentlerin havasından %99 daha temizdir.

– İnsan kulağının rahatsız olmaya başladığı gürültü şiddeti 80 desibeldir. 250 m2 genişliğinde bir ağaçlık alan gürültüyü %50 azaltır.

– İyi gelişmiş bir orman toprağının 15 cm derinliğindeki üst tabakasında 10 ton baktari, 10 ton mantar, 4 ton solucan, 140 kg. alg, 17 kg. böcek yaşar. Orman toprağı, yaşam zenginliği açısından milyonlarca canlıya ev sahipliği yapar.

– Tropik ormanlardaki 1400 tür bitki, bugün kullandığımız kanser ilaçları için gerekli hammaddenin %70’ini sağlar.

– Tüm dünyada kullanılan ilaç hammaddelerinin %25’i ormanlardan gelir.

ÖYLEYSE ŞU SONUCA VARABİLİRİZ

agac copy

(Grafik içindeki şekiller çeşitli web sitelerinden alınmıştır. Posterin tasarımı Selin Mutdoğan’a aittir.)

Ayrıca Sayın İnci ve Ali Gökmen Hocalarıma bize bu bilinci aşılayan davranışlarıyla örnek oldukları ve gelecek nesillere bırakmamız gereken değerleri bize bir daha hatırlattıkları için sonsuz teşekkürler…..

Reklamlar
Genel, Kentler içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ulusal Yeşil Bina Sertifikamız Hazırlanıyor

Environmentally firendly houseAslında bu başlık konuyu bilen kişiler için oldukça heyecan verici. Ülkemizin kendine ait bir sertifika sistemi bulunmadığı için bu işe gönül verenler  LEED, Breeam, DGNB gibi başka ülkelerin ortaya koyduğu yeşil bina değerlendirme ve sertifika sistemlerini kullanmak zorunda kalıyor. Başka bir ülkenin sertifikasını kullanmakta o ülkenin standartlarına ayak uydurmak demek. Hal böyle olunca ülkemize uygun olmayan düzinelerce kriteri hayata geçirmeye çalışıyorsunuz. (Sertifika sistemleri ve var olan sertifikalı binalarla ilgili eleştirilerim bir sonraki yazılarım…..)

Birkaç ay önce katıldığım bir toplantıda farklı kuruluşların ulusal sertifika sistemi geliştirmek için girişimde bulunduğunu öğrenmiştim. Bu toplantıda tartışılan ve eleştirilen konu birden çok kuruluşun ayrı kollardan bu işle uğraşıyor olması ve bunu yaptıklarını çok az kişinin biliyor olmasıydı. Bu gibi çalışmalar, tanımında bile bütüncül bir yaklaşım ifadesi geçen sürdürülebilirlik kavramına tamamen ters düşüyor.

Ekim ayının başında ÇEDBİK’den bana bir mail geldi. Emailde Yeni Konutlar için ulusal sertifika sisteminin ilk versiyonu vardı ve okuyup konuyla ilgili yorum yapmam isteniyordu. Aslında birazda toplantıda konuşulanlardan dolayı önyargılı olarak okumaya başladım. Gerçekten kriterler çok iyi belirlenmiş puanları, içerikleri, mevzuatlarla olan ilişkileri oldukça iyiydi fakat beni şok eden nokta her konuda bir uzman görüşü alınması zorunluluğu getirilmişken iç mimar kelimesi hiçbir maddede geçmiyordu. Bu gerçekten inanılır gibi değildi çünkü nerdeyse iç mimarın meslek tanımı olan iç mekan tasarımı ve malzeme konularında 2 ana başlık bulunuyordu. (Ana başlıklardan biri olan malzeme ve kaynak kullanımından 15 puan konutta yaşam adlı diğer bir ana başlıktan da 13 puan kazanabiliyorsunuz). Peki tamamen iç mimarın meslek tanımına uygun olan bu maddelerde kimler görev alıyordu Peyzaj mimarından inşaat mühendisine müteahhitten şehir bölge plancısına kadar herkesin ismi listede geçiyordu ama iç mimar yoktu. Konut gibi kullanıcısının memnuniyetinin fizyolojik ve psikolojik olarak en üst seviyede olması gereken bir konu da iç mimarın dikkate alınmamasına inanamadım ve tabi ki konuyla ilgili bütün görüşlerimi ilettim.

Bu görüşleri ne kadar dikkate alırlar pek bir fikrim yok ama bir kez daha sesimizi duyurmak için meslek odalarının ne kadar önemli olduğunu ve imza yetkisi kazanmanın her kapıyı açabileceğini üzülerek gördüm.

 

Kentler, Mekanlar, Yapılar içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

‘Blogger’ olmak

Image

Internet ile birlikte sanal alemde, gerçek dünyadan daha çok görünür, bilinir ve vakit geçirir olduk. Bununla birlikte yepyeni kavramlar ve uğraşlarda hayatımıza girdi. Bunlardan en önemlilerinden biri de blog sahibi olmak veya bir blogda blogger olmak! Blog sahibi olmak genelde ilgi alanınızla ilgili her türlü konuda yorum yapıp kendi kendinize eğlenmeniz olarak tanımlanabilir. Aslında her blog sahibi haliyle bir blogger oluyor.

Ben blogger ünvanımı Global Site Plans (GSP) adlı web sayfasında 6 aylık gönüllü stajyer olarak çalışarak kazandığımı düşünüyorum. Blogger’liği bir iş olarak düşünürseniz kendi blogunuza zaman zaman ve istediğiniz şekilde yazı yazmanın bu tanıma girmeyeceğini sizde anlarsınız.

Renee Van Staveren’in kurucusu olduğu Global Site Plans, çevre tasarımı ile ilgilenen firmalara her türlü kurumsal kimlik çalışması yapan bir şirket. GSP’i diğer firmalardan ayıran özellik ise şirket sayfasında The Grid alt başlığında ayrı bir blog olması ve burada dönemsel olarak dünyanın farklı şehirlerinden yazan yaklaşık 20-25 kişilik bir gruba ev sahipliği yapıyor olması. Burada stajyer olarak çalıştığınız süre boyunca gerçek blogger’ların nasıl çalıştığını, hangi sistemler ve teknolojilerin kullanıldığını öğreniyorsunuz.

The Grid her ne kadar kendi blogumu ikinci plana atarak belli bir zaman ara vermeme neden olsa da konuyla ilgili hem teknik anlamda ciddi bir deneyim sahibi olmamı sağladı hem de farklı ülkelerden aynı endişeleri paylaşan büyük bir arkadaş kitlesine sahip oldum. The Grid’de kazandığım deneyim ve öğrendiğim yeni çevreci-sürdürülebilir konularla tekrar başlıyorum…

Genel içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Atıktan Sanata Sempozyumu Bitti Ama…..

Çankaya Belediyesi bir ilke daha imza atarak atıktan sanata, Ulusal Atık Malzeme Heykel Sempozyumu’nu 2-15 ağustos arasında gerçekleştirdi. Sempozyuma Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümünden Tanzer Arığ, Tansel Çeber, Engin Sarı ve Fırat Engin, İzzet Baysal Üniversitesi’nden Serkan Demir ile Kocaeli Üniversitesi’nden Sevtap Örgel katıldı. Sempozyum sonunda ortaya çıkan heykeller Birlik Mahallesi’nde bulunan Lozan Park’ta sergilenmeye başlandı.

Atıktan sanat fikri bence günümüz koşullarına oldukça uygun bir konu ve atık konusunda farkındalığı arttırmak için eğlenceli bir yol. Çankaya Belediye’si çöp olarak bir kenara attığı genelde çocuk parklarındaki oyuncaklar, banklar, çöp kutularından oluşan bir atık yığınını yaratıcı heykel sanatçılarının ellerine teslim etti ve sonuçta çok ilginç eserler ortaya çıktı. Fikri bulan, organizasyonda emeği geçen, sempozyumda eser üreten herkese sonsuz teşekkürler. Fakat bu kadar yenilikçi, çarpıcı ve sürdürülebilirlik üzerine kafa yorulan sempozyum acaba başarılı oldu mu? Halkın bu konudaki görüşü nedir?. Biraz araştırdığımda maalesef bu can alıcı soruların cevaplarının üzücü olduğunu gördüm. Öncelikle halkın herhangi bir şeyden haberi yok. Arkadaşlarım haber verinceye kadar benim bile yoktu ki sempozyumun yapıldığı yerde oturuyorum. Bu ne demek Çankaya Belediyesi gerçekleştirdiği aktivitelerin duyurularını yapamıyor ve halka kendini ifade edemiyor. Bir belediye için aslında bu iki konu en can alıcı noktalardır. Eğer siz birilerinin yararına bir iş yapıyorsanız o birilerinin de size destek olması arka çıkması lazım. Halkın haberi olmayınca ya da önemini anlamayınca destek olmak yerine sorun çıkarmaya başlıyorlar. Bunun en çarpıcı örneği bu sempozyumda gerçekleşti. Aslında sempozyum Sakarya caddesinde başladı fakat oradaki esnaf bizim dükkanın önünü kapatıyorsunuz gidin buradan diyince Çankaya Belediyesi Birlik Mahallesi’nde ki tesislerinde yer ayarladı. Fakat o tesislerin hemen arkasında bulunan sitenin sakinleri de çok gürültü oluyor diye şikayet etti. Bende o şikayet edilen sitede oturuyorum. Aslında sitede yaşayan insanlar genel anlamda böyle konulara meraklı insanlar. Eğer sempozyum düzgün bir şekilde izah edilip insanlar bilgilendirilselerdi emin olun onlarda gelip sanatçılara yardım ederdi. Durum böyle olunca ne sanatçılarda heves kaldı ne de organizasyonu yapanlarda.

Diğer bir konu ise Türkiye’de heykele bakış. Bu kadar heykel sanatçısı arkadaşım varken bana yazmak bana düşmez ama sempozyum bittikten iki gün sonra yapılan heykellerden birinin kırılması bence insanların sanata, heykele bakış açısını veya gösterdikleri özeni açık şekilde ortaya koyuyor.

Türkiye’nin birçok konuda kat etmesi gereken ciddi bir yol var ama bence bu yollardan en uzunu sanat ve sanatçıya bakış. 

Sanat, Yaşam içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Günlük Yaşantınızda Daha Az Plastik Kullanmak İçin Birkaç İpucu

Önceki yazımda plastiği kullanmadan yaşayamayacağımızı anlatmıştım. Ama onu kullanmayı azaltabiliriz hem de çok basit önlemler alarak! İşte size birkaç ipucu

– Bez alışveriş torbaları kullanın!

Çözümlerin içinde ilk akla gelen ve en klişe olanı budur. Zaten Migros başta olmak üzere bir çok süpermarket bez torba kullanımını teşvik ediyor. Avrupa’da bazı yerlerde alışveriş poşetlerinin kullanımı yasaklandı bile. Fakat dünya bir tarafa Türkiye bir tarafa…..çünkü Türkiye’de süpermarket poşetleri genelde evlerde çöp poşeti olarak kullanılıyor.. Bu yerelJJ uygulama Türkiye’de süpermarket poşetlerinin kullanımının asla azalmayacağının bir göstergesi. Ne zaman ki biri çöp poşeti yerine kullanılacak bir şey bulur o zaman bu poşetlerin kullanımını bırakırız.

– Küçük paketler halinde satılan ürünleri almayın!

Tek kullanımlık ürünler için normalden birkaç kat fazla paketleme malzemesi kullanılır ve bu malzemelerin bileşenleri genelde plastiktir. O nedenle ürünlerin normal boylarını alıp kullanacağınız kadarını ayırabilirsiniz. Mesela öğlen yemeği için aldığınız küçük yoğurt ya da 10 gramlık kuruyemişler. Eğer sizi çok yormayacaksa evde kendiniz bunları paketleyebilirsiniz. Bunun içinde plastik kaplar değil küçük cam kaplar seçmeniz hem plastiğin kullanımını azaltır hem de sağlığınız açısından iyi olur.

-Buzdolabı veya plastik saklama poşetlerini birkaç kez kullanın!

Bayılırız her şeyi poşetlemeyi. Özellikle buzdolabına koyarken ya da dışarı yanımıza alacağımız bir yiyecek olduğu zaman. Eğer siz de çok fazla saklama poşetlerinden kullanıyorsanız size tavsiyem kilitli olanlardan alın ve aynı ürünü (sandviçinizi mesela) saklamak için birkaç kez kullanın.

– Alışverişe çıktığınızda az torba kullanın!

Özellikle bayanlara hitap eden bu madde her aldığınız ürün için bir torba kullanmamayı vurguluyor. Örneğin alışveriş merkezine girdiniz ve Watson’dan deodorant, GNC’den vitamin, Flormar standından oje aldınız. Aslında bu ürünlerin hepsini o kocaman çantanızın içine poşetsiz atabilirsiniz.

-İçeceklerinizi plastik şişelerde almayın!

Yapılan bir istatistiğe göre 2006 yılında 60 milyar tek kullanımlık şişe sipariş verilmiş ve bunların %75i bir kez kullanıldıktan sonra çöpe atılmış. Zaten içinde bir sürü zararlı madde (en bilineni Bisfenol A) bulunduran plastik bardaklar ve şişeler yerine devamlı kullanabileceğiniz ve daima yanınızda taşıyabileceğiniz bir şişe edinin ve içmek istediğinizi hep bunun içine doldurun.

 – Plastik çatal-bıçakları olabildiğince az kullanın!

İşyerine veya eve yemek siparişi verildiğinde mutlaka yanında plastik çatal/ bıçak/ kaçık da gelir. Evdeyseniz zaten bunlara ihtiyacınız yok demektir ve geldiği gibi çöpe gider. İşyerinde ise 1 set düzgün çatal/bıçak/kaşığınız olursa ve bunu her kullanımdan sonra yıkayıp tekrar kullanırsanız burada da ihtiyacınız kalmaz. Kullanılmayan bu ekipmanlar tahminizden çok daha fazla oluyor, merak eden gelip okuldaki odamızda görebilirJ. O nedenle bunları kullanmayın ve sipariş verirken bunların gönderilmemesini ısrarla belirtin.

– Tek kullanımlık bardaklarda kahvenizi içmeyin!

Konumuz gene Starbucks. Starbucks’ın sıcak içecek kapları her ne kadar kağıt bazlı görünse de iç yüzeyinde kullanılan plastik yüzünden diğer kağıt bazlı çöpler gibi geri dönüştürülemiyor. Yapılan araştırmaya göre her yıl 3 milyar Starbucks bardağı geri dönüştürülmeden çöpe gidiyor. O zaman dükkanda içecekseniz kupa da kahvenizi isteyin ya da bir tane termos satın alın.

– Sıvı sabun yerine kalıp sabun kullanın!

Çünkü sıvı sabun için plastik bir şişe gerekirken kalıp sabun için sadece ambalaj kağıdı kullanılıyor. Aslında bu düşünce tarzını bütün kozmetik ve temizlik ürünleri içinde kullanabilirsiniz.

İşte size daha az plastikle de yaşayabileceğinizin ispatı. Sizin fikirleriniz varsa mutlaka paylaşın….  

 

Genel, Yaşam içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Plastik’i sevmeyi öğrenin…Çünkü, aslında onsuz yaşayamazsınız!!

Uzun bir tatilden sonra tekrar merhaba….deniz, kum, güneş ve plaj dörtlüsüne artık plastik ve cam atıkları da eklemek gerekiyor bence. Hangi plaja giderseniz gidin yüzlerce cam şişe ve plastik atıkla birlikte güneşlenmek zorunda kalıyorsunuz. Hal böyle olunca bende şu plastikte neymiş diye bir araştırayım dedim…Öğrendim ki plastik çok faydalıymış.

Icon Mimarlık Tasarım ve Kültür dergisinin ekim 2008 sayısında belirttiği gibi aslında plastik tasarımcıların kullanabileceği en enerji verimli ve çevre dostu malzeme! 

Günümüzde aslında petrolün sadece %4 ü plastik için kullanılıyor ama bu yüzde bizim günlük yaşamda kullandığımız her şeyin daha hızlı ve enerji verimli üretilmesini sağlıyor. Plastik sahip olduğumuz en ucuz ve en işlevsel malzeme. Şampuan kapağından yediğimiz yoğurda hatta bira kutusuna kadar aklınıza gelebilecek her şeyde bir şekilde plastik kullanılıyor. Faydaları saymakla bitmez…

– Enerji verimli olarak tanımlanıyor çünkü üretiminde diğer malzemelerden örneğin çelikten çok daha az enerji harcıyor.

– Plastik hafif bu özelliği araba sektöründe çok işimize yarıyor. Çelikle yapılan parçalar plastikle yapıldığında araba hafifliyor ve daha az benzin tüketiyor.

– En önemli özelliği ise plastik yakıldığında karbonu içine alır yani karbon emisyonu ekside.

Eğer plastiği atmadan kullanmanın yolunu bulsaydık hayatımızı kurtaran çevreye zararsız mükemmel bir malzeme olurdu.

Günümüzde plastiğe alternatif olabilecek ve neredeyse bütün firmaların alışveriş torbalarında yazan doğada çözünen biyo-plastikler de aslında sorunun çözümü değil ve doğaya normal plastikten çok daha zararlı. Smile Plastic’in kurucusu Colin Williams biyo-plastiklerin zararlarını şu şekilde anlatıyor ‘burada sorun, biyo-plastiklerden 200.000 ton üretmek için 350.000 ton tohuma ihtiyaç duyulması. Gıda kriziyle karşı karşıya olduğumuz bu dönemde insanların daha da aç kalmasına neden olacak. Ayrıca biyo-plastikler çözünürken metan salıyor bu da küresel ısınma üzerinde konbondioksitten 23 kat etkili.’

Önemli olan plastikle nasıl yaşamamız gerektiğini öğrenmek çünkü geri dönüşümde beklenildiği kadar verimli değil. Biz oturduğumuz yerden geri dönüşüm yapın o  zaman desek te iş sahipleri plastiğin geri dönüşümünün çok pahalı ve zaman alan bir iş olduğunu vurguluyor ve plastiğin sadece % 19’u geri dönüştürülüyor.

Demek ki çözüm plastiği olabildiğince az kullanmakta yatıyor. Bununla ilgili ipuçları bir sonraki yazımda…

Genel, Yaşam içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

İlk Dikey Ormana Sahip Yapı: Bosco Verticale

Yeşil Bina kavramını ve gökdelenlerde dikey bahçeler/yeşil koridorlar oluşturmak fikrini ilk ortaya atan ve bu konuda birçok örneği bulunan kişi Ken Yeang’dir. Yapıları kadar akademik çalışmaları ve kitaplarıyla da dikkati çeken Ken Yeang bile Milano’da inşaatı başlayan Bosco Verticale kadar yeşil bir yapı inşa edemedi. Burada yeşil olarak tanımlanan dikey bahçelerin oluşturulmasıdır. Dünyada artık sıkça rastladığımız bir tasarım prensibi haline gelen dikey bahçeleri bir adım daha ileri götüren mimar Stefano Boeri dikey orman yaratmayı hedeflemiş bu tasarımında.

Stefano Boeri tarafından tasarlanan 27 katlı Bosco Verticale tamamlandığında dünyanın ilk dikey ormanına sahip olacak. Bu binanın diğer binalardan farkı çevredeki havayı da temizleyebilme özelliğine sahip olmasıdır. Kullanılan bitkilerin çeşitliliği ve karakterleri nem yaratmaya elverişli, çevredeki CO2 yi ve toz parçacıklarını emerek oksijen üretebilen ve yapıyı gürültü ve radyasyondan koruyacak niteliktedir. Bu özellikler sadece kaliteli bir iç mekan yaratmakla kalmayarak ciddi oranda da enerji tasarrufuna olanak sağlamaktadır. Yapının balkonlarında genelde yapraklarını döken ağaçlar seçilmiş bu sayede kışın güneş ışınlarının içeri girmesi yazın ise iç mekanların güneş ışınlarından korunması sağlanmıştır. Sulama binadaki gri suyun arıtılmasıyla gerçekleşmektedir.

Ben halen bu tür yaklaşımları gerçekleştirilemez buluyorum. Nedenleri ise oldukça basit binaya fazladan ciddi bir yük bindiriyorsunuz, maliyetlere arttırıyorsunuz, havalandırma nasıl olacak rüzgarın şiddetine göre o bitkiler dayanıklı olmalı, yüksekliğe göre bitkilerin yaşamaları için daha fazla özen göstermeniz gerekiyor, kullanıcının bu konuda çok hassas olması ve bu bitkilere gözü gibi bakması gerekiyor, eğer herhangi biri ölürse onun oradan sökülmesi ayrı dert ve bence en önemli neden bir yangın sırasında bütün binayı alevlerin sarmasının an meselesi olması.

Bu tür tasarımlar kentlerin daha yaşanır, daha yeşil ve daha temiz yapacağı kuşkusuz fakat bunun yerine baştan daha bilinçli olsak ve bu tür tasarımlara ihtiyaç duymadan yaşasak keşke…

Yapılar içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın